15 Eylül 2007 Cumartesi

Kötülük Dünyanın Güzelliği İçin Zorunludur

arnold layne abimizin haklı olarak, kimi kabullere şerh koyduğu, rahatsız edici bir ikilik çıkaran bir sorundur "kotuluk dunyanin guzelligi icin zorunludur" hadisesi. zira tek tanrılı dinlerin kozmogonik açıklamalarında ve ahlaki yasalarında beliren "iyi ile kötü" kavramlarının arka planındaki özellikle de zerdüştlük 'te bulunan kimi değerler, kimi mitik açıklamalar da dahil olmak üzere, gerçekten de kafa karıştırması veya inancı sarsması olasıdır. en azından bertrand russell'ın kendini güçsüz hisseden insanın dine gereksinim duyduğuna dair ifadesi, örneğin; incilde h bombasına herhangi bir özendirici ifade olmamasına rağmen, inanan insanlar yüzünden bir şekilde bu bombanın yapılması fikri tetiklenmiştir. yine dindar insanları korkaklık göstermekle suçlayan russell'a göre; "şu ya da bu olmazsa yaşamın zorlukları karşılanamaz" düşüncesi bütünüyle korkakçadır ve kendisi açısından nefret edilesidir. geçmişte tanrı hiçbir soruna karışmadığına göre; geçmişteki tanrıya inançlı kişilerin "tanrı bu sorunu halledecek" beklentileri de manasızlaşmış/gerçekleşmemiş olup, gelecekte insanlığın başına musallat olacak sorunlar için de tanrıya güvenilmesine ve onun inayetine sarılmaya ihtiyaç yoktur.1 tanrı kötü şeylerin sebebi olabilir ancak, çözümü, anahtarı olamaz. işte bu varım, düşünce tarihinde birçok kez dile getirilmiş olup, birçok kez manasız bir çıkarım olarak nitelendirilmiş, birçok kez de haklı bulunmuştur. bu entirimde işte, kötülüğün dünyanın güzelliği içinde va karşısındaki yeriyle alakalı çeşitli görüşlere yer vermek istiyorum; tabi arnold abimize bir şeyler düşündürtebilirsem ne ala.

bu tartışmanın daha başında bir şeyi belirtmekte fayda görüyorum, benim fikrime göre; kötülük düşüncesi çok eski olmasına rağmen, yine de tanrının varlığı hususunda negatif bir sonuca ulaşmamıza yardımcı olmaz. ancak tanrıya atfedilen kelamda ve ahlaki yasalarda kimi tutarsızlıklar olduğunu gösterebilir. zaten kötülük daha çok monoteist dinler için bir problemdir. zira kötülük, tanrının iradesinde diğer bütün şeyler gibi yer almaktadır. öyle ki; evren bütünüyle tanrının işidir. o halde içinde bulunan kötülük de ona aittir, ondan gelen'dir. boethius tanrının varlığını kabul ederek bunca kötülük'ün kaynağının nerede olduğunu sorarken.2 platon'a göre; kötülük, tanrıdan ziyade evrenin düzensiz hareketinden kaynaklanmaktadır. bu açıdan bakıldığında; kendisinden sonraki platonist akımların ona mal ettiğinin aksine, o kötülük 'ün kaynağının madde olduğunu söylemiyordu, bunu söyleyen plotinus olmuştur. onun bu görüşü mistik yöneliş içinde bulunan birçok düşünür tarafından hararetle benimsenmiştir.3

augustinus'a göreyse; iyilik kötülüğe muhtaç değildir, o iyi olduğu için iyidir. ancak kötülük, iyiliğe muhtaçtır. çünkü augustinus'a göre; iyiliğin noksanlığı (privatio boni) kötülüktür. çünkü o doğada olması gereken bir şeyin yokluğu anlamına gelir. yani kötülük kavramı yoklukla açıklanıyor. kötülük, bir bütünün güzelliğine katkıda bulunan bir resimin gölgeleri gibi, dünyanın iyiliğinin olmazsa olmazıdır. ya da kötü, bir noksanlık olarak, özün bir yoksanlığı (bkz: privatio substantiae) olarak algılanmaktadır."4 kötülüğün yoksunluğu aslında şöyle açımlanabilir; kötülük bir yokluk ya da iyinin yoksunluğu demektir. "iyilik, kötülük olmadan olanaklıdır fakat kötülük, iyilik olmadan olanaklı değildir; her şey iyidir ya da en azından her şeyde iyilik olgusu bulunmaktadır. iyilik yoksunluğu kötülüktür çünkü o, doğada olması gereken bir şeyin yokluğu anlamına gelmektedir. ahlaksal kötülük de dahil olmak üzere, bütün kötülük türleri, yoksunluk kavramı altında getirilmiştir. ahlak kötülüğü, evrensel yaratımın güzelliğini bozamaz çünkü o insanın ya da düşmüş meleklerin istencinden kaynaklanmıştır; o, bir kötülüğün ya da noksanlığın sonucudur. burada hiçbir şey olumlu değildir, yalnızca iyilik yoksunluğu (bkz: privatio boni) söz konusudur. o halde en kötü kötülük privatio deidir. bu, tanrıdan yoksunluk anlamına gelmektedir." 5

felsefe tarihinde kötülük problemi üzerinde en ciddi duran filozof, leibniz'dir. augustinus'a çok şey borçlu olan leibniz, theodicy de yetkinliği tanrıya, eksikliği ise sonlu varlıklara bağlıyor ve dünyanın, var olması mümkün olan en iyi dünya olduğunu döylüyordu.(bkz: olabilecek dunyalarin en iyisinde yasiyoruz/@jimi the kewl) o, kötülüğük problemini şu şekilde ortaya koyuyordu: “doğru yolu seçmeyen bir varlığın ya gücünde, ya bilgisinde, ya da iyiliğinde bir eksiklik vardır. içinde kötülüğün de bulunduğu dünyayı yaratan tanrı en iyi yolu seçmemiştir.” öyleyse o'nun ya gücü ya bilgisi, ya da iyiliği eksiktir. leibniz, buradaki ikinci hükmü reddediyor ve içinde kötülüğe yer vermesine rağmen, dünyanın iyi olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. ona göre; eğer adem, cennetten kovulmasaydı, isa dünyaya gelemeyecekti. oysa dünya ve insanlık için isa'nın gelişi, adem'in kovulmasından daha önemlidir.6 david hume ise bu noktada leibniz'e eleştiri getirir. ona göre; tanrı kötülüğü istiyor ancak gücü yetmiyorsa, tanrı güçsüzdür. eğer tanrının gücü yetiyor da, kötülüğü önlemek istemiyorsa, o halde o kötü niyetlidir. eğer tanrı hem güçlü hem de kötülüğü kaldırmak istiyorsa, bu kötülüğün kaynağı nerededir?7 birçok ingiliz filozofu hume'un bu eleştirisine hak vermekte ve görüşünü ayrıntılı olarak geliştirmeye çalışmaktadır. bazılarına göre; kötülük, ahlaken hassas olan birçok kimse için tanrının varlığına giden yolu tıkayan büyük bir engeldir.8 hz. muhammed başlığındaki entirilerimde (bkz: hz. muhammed/@jimi the kewl) özellikle üzerinde durduğum akıl yoluyla tanrısal olanın ispatlanamayacağı hususu bir kenara konduğunda, yine de kötülük ağır bir sorun olarak karşımızda dikilmektedir. yani teist kişi akıl ve mantığı ciddi anlamda reddetmeden hume'un sözünü etmiş olduğu çelişkiyi yok sayamaz. şüphecinin tanrının varlığı aleyhinde öne sürdüğü en ciddi kanıt, kötülük probleminin içerdiği dilemmede saklıdır. mesela, mill'in hiristiyanlığı eleştirmesinde en önemli etken, böyle bir dilem olmuştur. mill, bu kadar kötülüğü içinde barındıran dünyanın sonsuz iyilik ve adalet sahibi bir varlık tarafından yaratılmış olmasını kabul etmenin düşünce açısından açık bir çelişki olacağına inanmıştır.9 russell da bu problem başka türlü kendini gösterir. tanrının iyiliğinin kanıtları veya belirtileri zaten yoktur, ama insanlar buna rağmen ona inanırlar, çünkü korkuyla dolu bir şekilde olduklarından, tanrının iyiliği düşüncesine ihtiyaçları da bulunduğundan, o halde tanrıya duyulan inanç, toplumsal sorunlar çözülene dek yaşayacaktır, sorunlar hallolduğu zaman, zaten din de ölecektir.10

j.l. mackie'ye göre; kadir-i mutlak olan tanrının bilgisi sonsuz ve mutlak iyiye sahip olduğu düşünüldüğü halde, yine de onun yarattığı dünyada kötülük varsa; o halde buradaki çelişkiyi görebilmek için bazı ek önermelerle konuyu açmak gerekmektedir. bu önermeler şöyle;o halde iyi bir varlık, gücü yettiği ölçüde kötüyü ortadan kaldırmaya çalışır. eğer bu varlık mutlaka güç sahibiyse, onun gücünün dışında kalan bir şey olamaz. tanrının gücü her şeye yettiğine göre; o isteseydi kötülüğü tamamen ortadan kaldırabilirdi. eğer tanrı iyi ise, kötülüğü ortadan kaldırmayı ister. ama kötülük ortadan kaldırılmamıştır. o halde ya tanrının gücü sınırlıdır, ya da o tam anlamıyla iyi değildir. veya dünyada bu kadar kötülüğün bulunduğunu bilmemektedir.teist düşünce, mackie'nin sözünü ettiği bu alternatiflerden hiçbirini kabul edemez. bu durumda onun yapacağı iki şey vardır: ya bu kötülüğün reel varlığını inkar edecek, ya da söz konusu bu teistik yargıları, bir çelişkiyi içermeyecek biçimde yeni bir yoruma tabi tutacaktır. augustinus, birinci alternatifi seçerken, w. temple ve tennant gibi çağdaş düşünürler ise ikinci alternatifi seçiyorlar.11

dünyada ilahi güç tarafından bir düzenin yaratıldığı ve bu düzenin işleyişi için belli bazı araçların (örneğin; kötülük) gerekliliğinin düşünülmesi, araçların her ne kadar insanlar arasında "kötülük" olarak adlandırılmış dahi olsalar, kötü olmadıkları fikrini akla getirir. örneğin mill,ilahi gücün arzuladığı şeye ulaşmada kullandığı araçlar olmadan, bu amaca ulaşamayacağını söyler.12 ancak böylesi gücü sınırlı ve araca bağımlı bir tanrı düşüncesinin, ahlaki ve dini şuuru tatmin edemeyeceği de düşünülmüştür. zaten bu açıdan değerlendirildiğinde, dünyadaki kötülüğün sorumlusu da tanrı olamaz. zira onun nihai amacı kötülük değil, insanlığın iyiliği olabilir, o halde seçtiği araçtan ötürü, tanrının tümden kötü olduğu da asla düşünülemez. ancak bu düşünüş şunu da beraberinde getirir; kötülükten sorumlu olmayan tanrı, nihai iyiliğin zaferinden de sorumlu değildir. sınırlı güce sahip tanrı düşüncesinde, bu sınırı kimin koyduğu konusu da tartışmalıdır. zira tanrı kendisini sınırlayan ise, o halde insanlara da çok iş düşmektedir. eğer iyilik gelecekse, insan ile tanrının sayesinde gelecektir. o halde bunu isteyen tanrı mıdır? yani tanrı mı, kendisini sınırlayarak iyiliğe insanlıkla birlikte ulaşma amacını gütmektedir? sorular kafamızda iyice yer ediyor ancak bazı karşı çıkışlar önümüzü aydınlatabilir; zira madden'a göre; eğer tanrının gücü sınırlandığında, insanın ahlaki gücü artıyorsa, maddeci ve doğacı ahlak anlayışlarının, bu gücü daha da arttırması gerekirdi13, bu durumda din ve tanrının ahlak ile olan bağı kesilir, nihai iyilik için maddeci bir tutum daha etkin olurdu. ibrahimi dinlerin hiçbiri böylesi bir düşünüşü kabul edemez.14 örneğin farabi'ye göre; onun azameti ve ululuğu cevherinin gayelerinden ibaret olup, cevheri ve zatı dışında değildir.15

bu başlık altında daha çok konuşuruz ama şimdilik yeter diyorum, ancak başlangıçta söylediğimi hatırlatarak, son bir sözle entirimi kapatmak istiyorum. kötülük'ün varlığı, iyilik için zorunlu değildir, ancak kötülük bütünüyle iyilik'e muhtaçtır. çünkü iran mitolojisinde geçtiğince; zaman/ tanrıya adanan adaklardan şüphe duyarak; mutlak iyinin karşısına kötü'yü çıkaran, doğurtan bilinç, aslında günümüzün ve geçmişin yaygın dinlerindeki kötülük problemiyle alakalı da ipucu veriyor galiba. kötülük'ün ilk büründüğü veçhe, yani o doğduğu anda şüphe olarak doğmuşsa, o halde şüphenin temel kaynağı olan akıl ve aklın sınırlarını zorlama, o zamana kadarki işleyen düzeni tartışmaya açma girişimi kötülüğün özü olabilir? peki akıl kimin tekelinde? yeryüzünde insanın, görünmeyen dünyada ise tanrının. o halde "kotuluk dunyanin guzelligi icin zorunludur" ifadesindeki iyiliğin, güzelliğin gerçekleşebilmesi için insan aklının ve insanın bizzat kendisinin kötülük'e bulaştığını düşünürsek; hem bir taraftan ibrahim'in dinlerine hem de bu olguları insanla, maddeyle açıklayan düşüncelere yaklaşmış oluruz. böyle de feci bir paradoksla kapatıyorum entirimi.

notlar:

1- bertrand russell, mutluluk yolu, varlık yay. 178, ankara 1977
2- god and evil, n. pike, prentice hall, inc. new jersey, 1964, s.1
3- mehmet aydın, kant'ta ve çağdaş ingiliz felsefesinde din ve ahlak, türkiye diyanet vakfı yay. 74, sf: 176; platon, yasalar, 896e – 898d, f. solmen, plato's theology, cornell u.p., 1942, s.8; plotinos, enneades
4- frank thilly, a history of philosophy "yunan ve ortaçağ felsefesi", izdüşüm yay.
5- f. thilly, a.g.e.
6- mehmet aydın, a.g.e., sf:177; “evil and the best possible world”, c.c.r.p.r., s. 68-69
7- david hume, dialogues concerning natural religion, kemp smith edition ; http://www.anselm.edu/homepage/dbanach/dnr.htm ; http://www.gutenberg.org/dirs/etext03/dlgnr10.txt
8- m. aydın, a.g.e., sf: 178; n. smart, philosophers and religious truth, (london, c.s.m. press ltd. 2. ed. 1969), s. 139
9- m. aydın, a.g.e., sf: 178; j.l. mackie, "evil and omnipotence", good and evil, s. 46; a. flew, "divine omnipotence and human-freedom", new essays in philosophical theology, london: scm press ltd., 1969, sf. 144; mill, essays on ethics, religion and society, s. 451 vd.
10- b. russell, a.g.e., sf. 26
11- m. aydın, a.g.e.; 178-179, j.l. mackie, a.g.e., s. 47; w. temple, nature man and god, (london: macmillan, new york, st. martin press. 1834), s. 359; tennant; philosolhical theology, vol. ll, s. 197 vd.
12- e.h., madden "evil and the concept of a limited god", philosophical studies, 18, 1967, s. 65-70
13- e.h. madden, a.g.e.
14- m. aydın, a.g.e., sf: 180
15- farabi, el-medinetü'l fazıla, sf: 26, meb islam klasikleri 15, ankara 2001

1 yorum:

Serhat ERDEM dedi ki...

Öncelikle selamlar,

İlgi alanlarım ve araştırma kaynaklarım ile ilgili olarak web üzerinden yaptığım tüm taramalarda bir şekilde tarafınızdan yazılmış metinlere denk geldim ve de tümünü keyifle okudum.

Özelde "Kötülük Problemi", sizin de belirttiğiniz üzere, temellendirilmemiş inanç sahiplerini (ki bu ifadeyi sizin inancın rasyonel olarak temellendirilemeyeceği konusundaki kanaatinizin farkında olarak kullanıyorum) şüpheye düşürecek kuvvette bir sorunsaldır.

Çözümün ise problemin "Özgür İrade" bağlamında değerlendirildiği takdirde ulaşılabilir olduğunu düşünüyorum.

Konuyla ilgili bir kaynak olarak "Alvin Plantinga ve Analitik Din Felsefesi" isimli kitabı önerebilirim.

Vakti zamanında kötülük problemini kendine dert edinmiş bir birey olarak, kitabın son bölümünde şu ana kadar konuya ilişkin yaptığım tüm okumalardan daha üstün bir çözüm noktasına erişildiğini ve en akla yakın yaklaşımın çözüm olarak sunulduğunu söyleyebilirim.

Vakit buldukça diğer bloglarınızı ve tüm yazılarını okumaya çalışacağım, neticede aynı düşünce dünyasına mensup olduğumuz kanaatini taşıyorum.

Hoşçakalın...

| Top ↑ |